Kaygı Bozukluğunda Terapide Neler Yapıyoruz?
"Kaygımın tamamen geçmesini istiyorum." Terapiye başvuran birçok kişinin ilk beklentisi budur. Aslında bu oldukça anlaşılır bir istektir. Kim sürekli endişelenmek, en kötü senaryoları düşünmek ya da bedenindeki her belirtiyi tehlike olarak algılamak ister ki? Ancak terapide hedefimiz çoğu zaman kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değildir.
Çünkü kaygı, insanın en doğal duygularından biridir. Bizi yaklaşan bir sınava hazırlayan, trafikte daha dikkatli olmamızı sağlayan ya da gerçekten riskli bir durumda önlem almamıza yardımcı olan şey de kaygıdır. Sorun, kaygının varlığı değil; ortada gerçek bir tehlike yokken bile alarm sisteminin sürekli çalışmaya devam etmesidir. İşte terapi tam da bu noktada devreye girer.
İlk olarak kaygıyı sürdüren döngüyü birlikte anlamaya çalışırız. Çoğu zaman kaygıyı yalnızca yaşanan olay değil; o olaya yüklediğimiz anlam, zihnimizden geçen düşünceler ve sonrasında yaptığımız davranışlar besler. Bu nedenle terapide sadece "Neden kaygılanıyorum?" sorusuna değil, "Kaygılandığımda ne yapıyorum?" sorusuna da odaklanırız.
Ardından kaygıyı besleyen düşünceleri birlikte ele alırız. "Ya başarısız olursam?", "Ya bana bir şey olursa?", "Ya kontrolü kaybedersem?" gibi otomatik düşüncelerin ne kadar gerçekçi olduğunu değerlendirir, olaylara farklı açılardan bakabilmeyi çalışırız.
Bir diğer önemli nokta ise kaçınma davranışlarıdır. Kaygı hissettiren ortamlardan uzak durmak, sürekli güvence aramak ya da defalarca kontrol etmek kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Ancak uzun vadede beyin şu mesajı alır: "Demek ki gerçekten tehlikeliydi." Böylece kaygı döngüsü fark edilmeden güçlenmeye devam eder. Terapide, kişinin hazır oluşuna göre planlanan maruz bırakma çalışmalarıyla bu döngüyü kırmayı hedefleriz.
Bazı danışanlarda ise kaygının temelinde işlenmemiş travmatik yaşantılar bulunabilir. Böyle durumlarda, uygun değerlendirme sonrasında EMDR gibi bilimsel etkinliği desteklenen terapi yöntemlerinden de yararlanabiliriz. Amaç, geçmiş yaşantıların bugünkü kaygıyı besleyen etkisini azaltmaktır. Peki günlük hayatta siz ne yapabilirsiniz?
Kaygı hissettiğiniz bir anda, zihniniz hemen çözüm aramaya başlar. O an küçük bir duraklama yapıp kendinize şu soruyu sorun: "Şu an gerçekten bir tehlikenin içinde miyim, yoksa zihnim beni olası bir tehlikeye karşı mı hazırlamaya çalışıyor?"Bu soru kaygıyı bir anda ortadan kaldırmayacaktır. Ancak kaygının içine kapılmak yerine ona bir adım dışarıdan bakabilmenize yardımcı olabilir. Çünkü terapi bize şunu öğretir: Kaygıyı tamamen susturmak zorunda değiliz. Onun direksiyona geçmesine izin vermemeyi öğrenebiliriz.
