Kaygı Her Zaman Kötü Müdür?
Evinizde bir yangın alarmı olduğunu hayal edin. Gerçekten bir yangın çıktığında çalması hayat kurtarır. Ancak ortada hiçbir tehlike yokken de sürekli çaldığını düşünün. Bir süre sonra dikkatiniz sürekli alarma kayar. Rahatça oturamaz, yaptığınız her şeyi kontrol etmeye başlarsınız. Zamanla sorun, alarmın varlığı değil; ne zaman çaldığını kestirememek olur. Kaygı da çoğu zaman buna benzer.
Toplumda kaygı, çoğunlukla kurtulmamız gereken bir duygu gibi görülür. Oysa kaygı, insanın en temel ve en işlevsel duygularından biridir. Amacı bizi rahatsız etmek değil; olası risklere karşı hazırlamaktır. Sınav öncesinde daha dikkatli çalışmamızı sağlayan, trafikte ani bir tehlikeye karşı refleks geliştirmemize yardımcı olan ya da önemli bir sunum öncesinde daha özenli hazırlanmamıza katkı sağlayan şey çoğu zaman kaygıdır. Yani kaygının varlığı değil, nasıl çalıştığı önemlidir.
Peki ne zaman problem hâline gelir?
Bunu anlamanın en kolay yolu şudur: Kaygı sizi korumaya mı çalışıyor, yoksa yaşam alanınızı mı daraltıyor?
Gerçek bir tehlike karşısında hissedilen kaygı doğaldır. Ancak ortada somut bir tehdit olmadığı hâlde zihniniz sürekli "Ya olursa?" senaryoları üretmeye başlıyorsa, kaygı artık işlevini kaybetmeye başlayabilir.
Belki küçük bir bedensel belirtiyi ciddi bir hastalık olarak yorumluyorsunuz. Belki gönderdiğiniz bir mesaja geç cevap geldiğinde ilişkinizin biteceğinden endişeleniyorsunuz. Belki de hata yapma ihtimali nedeniyle denemekten vazgeçiyorsunuz. Aslında bu örneklerin ortak noktası olayların kendisi değildir. Ortak nokta, beynin olası bir ihtimali gerçek bir tehlike gibi değerlendirmeye başlamasıdır. İşte patolojik kaygıya yaklaşırken üzerinde durduğumuz nokta tam da burasıdır. Sorun kaygının hissedilmesi değil; şiddetinin, süresinin ve günlük yaşamı kısıtlayacak ölçüde hayatı yönetmeye başlamasıdır.
Bu nedenle terapide amaç kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değildir. Böyle bir hedef ne mümkün ne de sağlıklıdır. Amaç, kaygının yeniden asıl görevine dönebilmesini sağlamaktır. Gerçekten ihtiyaç duyduğunuzda sizi uyaran, ihtiyaç duymadığınızda ise hayatınızı yönetmeyen bir alarm sistemi... Belki de kaygıya bakışımızı değiştiren en önemli nokta budur.
Kaygı, susturulması gereken bir duygu değildir. Doğru zamanda çalışan bir alarm, hayat kurtarır. Sorun, alarmın hayatı yönetmeye başlamasıdır.
